hill

  1. tepe.
    hill climb: tepeye tırmanma yarışı.
    He was going up the hill.
  2. yokuş, bayır.
  3. yığın, küme.
  4. öbek, tümsek, dikili bitki gövdesi etrafındaki toprak yığını.
    The potatoes were planted in hills.
  5. tümseklenmiş toprağa dikili bitki(ler).
    a hill of corn.
  6. etrafını tepelerle çevirmek.
  7. tepe/tümsek teşkil etmek.
  8. bitki köklerinin etrafına toprak yığmak.
karınca yuvası. Noun
kalabalık bina. Noun
şehit mezarlığı. Noun
(a) hapisten kaçmak, (b) (orduda) izinsiz çıkmak, kaçmak.
tepeye zorla tırmanmak Verb
pireyi deve yapmak Verb
(a) güçten/kuvvetten düşmüş, zindeliğini yitirmiş, (b) yaşı ilerlemiş, yaşlı, ihtiyar.
ellisini geçmemiş, yaşı 50'den küçük.
cehennem, lânet, baş belası.
Who in Sam Hill are you? Sen de kim oluyorsun?
What the Sam Hill
is he doing here? Hay Allah, burada işi ne yahu?
kum tepeciği. Noun
harman-tepe, harman savurulan tepe.
harman-tepe, harman savurulan tepe.
tepecik
(a) parlamento, (b)
Parliament Hill ile ayni anlama gelir. Ottawada parlamento binasının bulunduğu tepe.
ev bir tepeye kurulmuş
(yaşı) 50'yi geçmiş.
tepelik arazi
dağcılık
(otomobil) çekme gücü
dağda oturanlar
Asya sığırcığı
(Gracula religiosa): sığırcıkgillerden
(Sturnidae) parlak siyah tüylü, sarı
gerdanlı, kolayca evcilleştirilip konuşma taklidi öğretilebilen bir kuş.
Noun
tepeyi vites değiştirmeden tırmanmak Verb
ikinci vitesle yokuş çıkmak Verb
yokuşu hızlı vitesle tırmanmak Verb
her tarafa, neresi rastgelirse.