(yukarı) kaldırmak, yükseltmek.
lift a chair. lift one's head. This suitcase is too heavy for me to lift. He lifted his fork to his mouth.
(yürürlükten) kaldırmak, (hükmünü) iptal etmek, hükümsüz kılmak, son vermek, sona erdirmek.
The unpopular tax law was soon lifted.
yukarıda/yüksekte tutmak.
terfi ettirmek, (rütbesini/mevkiini/itibarını vb.) yükseltmek.
(ses) yükseltmek.
to lift up one's voice.
(edebî anlamda) çalmak, intihal etmek, başkasının eserini kendi eseri imiş gibi yayınlamak.
to lift a passage from an author.
bir mağazadan mal) çalmak, yürütmek, aşırmak, araklamak.
He lifted a hat from a store.
airlift ile ayni anlama gelir. hava yolu ile acele (insan/eşya) taşımak.
(bitki) sökmek, kökünden çıkarmak.
(ipotek borcunu vb.) kapatmak, tamamını ödemek, (ipoteği) kaldırmak.
(golf) (topu) yerden almak.
(yüzüne) estetik ameliyatı yapmak.
(gemi inşaatı) ölçüyü resimden/modelden yapılan parçaya geçirmek.
(bulut, sis vb.) dağılmak.
The fog lifted around midday.
kaldırma, kaldırış, yükseltme, yükseltiş.
give the box a lift: sandığı kaldırmak.
Can you give me a lift up, I can't reach the shelf.
kaldır(ıl)ma mesafesi/yüksekliği.
kaldırıcı/yükseltici kuvvet.
(yaya kimseyi arabaya alıp) taşıma, götürme.
give someone a lift: birisini arabaya alıp götürmek.
He often gave the neighbor's boy a lift to school.
neşe, ferahlık, manevî kuvvet.
The promotion gave him a lift.
(a) asansör, (b) kaldırıcı cihaz.
(arazi) yükselme/yükseliş/yükseklik.
kaldırıcı kuvvet: uçağı havada tutan ve uçuş yönüne dik olan kuvvet bileşeni.
Aviation
(kundura/çizme) taban köselesi.
ayakkabı tabanını yükselten kemerimsi parça.
(madencilikte) (a) bir işlemde çıkarılan maden cevheri kalınlığı, (b) iner-çıkar, (c) çıkarma yüksekliği.
hava yolu ile insan/malzeme nakli.
airlift ile ayni anlama gelir. hava taşıma/ulaştırma sistemi (bilhassa âcil durumlarda).
telesiyej
Noun, Winter Sports
ayyaşlık etmek, fazla içki içmek,
argo kafayı tütsülemek.
John's out, lifting his elbow as usual, and he'll probably come home drunk.
(ağırlığı) doğrudan doğruya kaldırma.
Noun
görünüşünü, işleyişini, vb daha iyi duruma getirme
kırışıklıkları, vb gidermek için yapılan güzelleştirme ameliyatı
çatallı kaldırıcı , forklift
iş hayatında başarılı olmak
Verb
birini araba ile bir yere götürmek
Verb
eve dönüş için birinin arabasından yararlanmak
Verb
ağır yük vinci (geminin kendi araçlarıyla kaldırılamayacak kadar ağır olan ve özel vinç gerektiren yük
hidrolik yük asansörü (otomobili tamir için kaldırmaya yarayan asansör gibi).
kayakçıları tepeye çıkaran J şeklinde tek kişilik taşıt.
Noun
gözünün yaşına bakmamak
Verb
bir yasağı kaldırmak
Verb
(ticaret) bir şey üzerinden kontrolü kaldırmak
Verb
bir yazardan bir parçayı kopya etmek
Verb
sıkıyönetimi kaldırmak
Verb
uzay aracı ya da roketin dikey havalanışı
fiyatları yükseltmek
Verb
kiraları tahsil etmek
Verb
... üzerindeki kısıtlamaları kaldırmak
Verb
taksitli satın almalar üzerindeki kısıtlamaları kaldırmak
Verb
taksitle satın alma sınırlamalarını kaldırmak
Verb
birinin para çantasını çalmak
Verb
birini yoksulluktan kurtarmak
Verb
birini alışmış olduğu şeyden kurtarmak
Verb
enflasyona göre vergi basamaklarını yükseltmek
Verb
... kupasını kaldırmak
Verb, Sports
zamanaşımına ara vermek
Verb
sokağa çıkma yasağını kaldırmak
Verb
ambargo yu kaldırmak
Verb
telefon ahizesini kaldırmak
Verb
enflasyona göre vergi basamaklarını yükseltmek
Verb
(borsa) (US) menkul değer fiyatlarını yükseltmek
Verb
(Br) kayakçıları tepeye götüren teleferik bileti
asansörlü kamyon, alttan sürme araba.
Noun
konuşmak veya şarkı söylemek.
(rezaleti/skandalı/yolsuz işleri) açıklamak, açığa vurmak, gözönüne sermek,
k.d. kirli çamaşırları
ortaya dökmek.
The newspaper articles took (or blew) the lid off his illegal activities: Gazeteler onun yaptığı yolsuzlukları açıkladılar.
dokunmamak, ilişmemek, kendi haline bırakmak, kılı kıpırdamamak, ilgilenmemek.
parmağını bile oynatmamak
imdadına koşmak, yardıma çalışmak.
He was the only one who lifted a finger to save the child.
(Br) aşağıya asansör ile inmek
Verb
kayakçıları tepeye çıkaran teleferik.
bir asansöre tıkışmak
Verb
T-bar ile ayni anlama gelir. iki kişilik kayak çektirisi.