incline

  1. eğ(il)mek, meylet(tir)mek.
    to incline one's head (in greeting).
  2. yat(ır)mak.
  3. yetenek/istidat göstermek, istidadında olmak, yetenekli/müstait/müsait/mütemayil/taraftar olmak.
    I DEVAMINI OKU
    incline to (take) the opposite point of view. I incline to believe his innocence. GİZLE
  4. (belirli bir tarzda düşünmeye/hissetmeye) sevketmek, yanlısı/taraftarı olmak.
    His letter inclines DEVAMINI OKU
    me to believe that he doesn't want to come. I am inclined to think (= I have a feeling or idea) that he is opposed to the plan. GİZLE
  5. istek/arzu duy(ur)mak.
    We can go for a walk if you feel so inclined: İstersen gezmeye gidebiliriz. DEVAMINI OKU

    His attitude did not incline me to help him: Onun tutumu, bende kendisine yardım arzusu uyandırmadı. GİZLE
  6. sap(tır)mak, inhiraf et(tir)mek,
    mec. çalmak, kaçmak.
    green inclining to blue: maviye çalan/kaçan yeşil.
  7. yokuş, bayır, çıkış, iniş, eğik/meyilli yüzey.
    run down a steep incline.
  8. (demiryolu) (a)
    incline plane, inclined plane ile ayni anlama gelir. eğimi takriben 45° olan kablolu DEVAMINI OKU
    tren yolu, (b) normal lokomotifin çıkamayacağı kadar dik eğimli demiryolu kesimi. GİZLE
  9. eğim, meyil, diklik.
kulak vermek, (can kulağı ile) dinlemek.
birine kulak vermek Verb
fiyatı düşmek Verb
inhiraf etmek Verb
acıma duygusu olma
ağdırmak Verb
 
 
Bize Ulaşın
Geri-bildirimde bulunun